TÜRK HUKUKUNDA İFLAS YOLLARI

İflasa tabi bir kimsenin iflas ettirilebilmesi için takip edilmesi gereken yola iflas yolu denir. Hangi yola başvurulursa başvurulsun nihai iflas kararı Ticaret Mahkemesi tarafından verilmektedir.

Üç çeşit iflas yolu vardır:

1) Genel (adi) iflas yolu;

2) Kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu;

3) Doğrudan doğruya iflas yolu.

Bunlardan genel iflas yolu ile kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu birbirlerine benzerlik göstermektedir. Her iki iflas yolunda da, alacaklı ilk önce icra dairesine başvurarak borçlusuna karşı bir iflas takibi yapar, icra dairesi borçluya karşı bir iflas ödeme emri gönderir, borçlu süresi içinde borcunu ödemezse, alacaklı ticaret mahkemesine başvurarak borçlunun iflasını ister. Bu iki yolda, alacaklı, ilk önce icra dairesinde iflas takibi yaptıktan sonra, ticaret mahkemesinde iflas davası açabildiğinden, bu iki iflas yoluna takipli iflas yolları denir.

Doğrudan doğruya iflas yolunda, alacaklının borçluya karşı iflas davası açabilmesi için, ilk önce icra dairesinde bir iflas takibi yapmış ve borçlusuna bir ödeme emri göndertmiş olmasına gerek yoktur. Kanunda tahdidi olarak sayılmış bulunan sebeplerden birinin varlığı halinde, alacaklı, doğruca ticaret mahkemesine başvurarak borçlunun iflasını isteyebilir, yani iflas davası açabilir.

Yine, borçlu şirket, kanunda sayılan haller doğrultusunda ihtiyari veya mecburi bir şekilde Ticaret Mahkemesi’ne başvurarak iflasını isteyebilecektir.  Alacaklının veya borçlunun, iflas takibi yapılmaksızın doğrudan iflas talebi ile dava açabildiği için bu iflas yoluna doğrudan doğruya iflas yolu denilmektedir.

İflas yolu ile takip, ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) gereğince tacir sayılan veya tacirler hakkındaki hükümlere tabi bulunanlar ile özel kanunlarına göre tacir olmadıkları halde iflasa tabi kılınan gerçek veya tüzel kişiler hakkında yapılır.

Sermaye şirketlerinin ve kooperatiflerin iflası ise, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 179. maddesinde düzenlenmiştir:

Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. ….

Bu konuda daha ayrıntılı hükümler içeren TTK’nın 376. maddesi ise aşağıdaki gibidir:

Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.

(2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.

(3) (Değişik: 26/6/2012-6335/16 md.) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur.

Söz konusu hükümde belirtilen “idare ve temsil ile görevlendirilmiş kimselerden”; anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde ise müdür/müdürler kurulunu anlamak gerekir. Bunun dışında yönetim kurulu, ticari mümessil ve ticari vekiller atayabilir.  Eğer ki şirket tasfiye halinde ise bildirimde bulunma görev tasfiye memurlarına aittir. Buradan hareketle, anonim şirketlerde, ticari mümessil ve ticari vekil atanması hallerinin haricinde, iflas talebinde bulunma dahil olmak üzere belirtilen işlemleri yapabilecek olanın, “organ sıfatıyla” yönetim kurulu olduğunu belirtmek gerekir.

TTK’nın 376. maddesinde belirtilen üç durum aşağıdaki gibidir:

1- Şirket öz sermayesinin, sermaye tutarının yarısına inmiş olması,

2- Şirket öz sermayesinin sermaye tutarının 1/3’üne kadar inmiş olması (başka bir deyişle; şirket sermayesinin 2/3’ünün yitirilmiş olması),

3- Şirket öz sermayesinin negatif hale gelmesi (şirket sermayesinin tamamının yitirilmiş olması- borca bataklık).

TTK’nın 376. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen hal, son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kalması; bir başka deyişle öz sermaye tutarının, sermayenin yarısına inmiş olması halidir. Bu durumda teknik iflastan bahsedilmemiştir; yönetim kuruluna sadece, genel kurulu toplantıya çağırma ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunma yükümlülüğü getirilmiştir.

TTK’nın 376. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hal ise, son yıllık bilançoya göre, esas sermayenin üçte ikisinin karşılıksız kalması; yani öz sermaye tutarının, sermayenin üçte birine ya da altına inmiş olması halidir. Bu durumda, genel kurulun derhal toplantıya çağırılması ve kanun tarafından öngörülen iki karardan birini alması gerekmektedir. Buna göre genel kurul, ya sermayenin üçte biri ile yetinme ya da sermayenin tamamlanması yönünde karar alacaktır. Şayet öz sermaye tutarı, sermayenin üçte birinin altına inmiş bulunuyorsa ve genel kurul sermayenin üçte biriyle yetinme kararı aldıysa; öz sermaye tutarının, sermayenin üçte birine kadar çıkarılması gerekmektedir. Eğer genel kurul yukarıda belirtilen iki karardan birini almazsa, şirket kendiliğinden sona erecektir. Bu durumda infisah hükümleri uygulanacaktır.

TTK’nın 376. maddesinin son fıkrasında ise, şirketin borca batık olması, yani pasiflerinin aktiflerinden fazla olması hali düzenlenmiştir. Eğer şirketin borca batık olduğu yönünde emareler mevcutsa, yönetim kuruluna ara bilanço çıkarma yükümlülüğü getirilmiştir. Madde metninde bu emareler sayılmamış olmakla birlikte, aşağıdaki durumlarda bu yönde bir emarenin bulunduğu kabul edilmektedir:

  • Küçük miktardaki borçların ödenememesi,
  • Banka ve finans kurumlarından kredi temin edilememesi,
  • Vergi ve diğer kamu borçlarının zamanında ödenememesi,
  • Çalışan personele ücretlerinin zamanında ödenememesi,
  • Protestolu çek ve senetlerin fazlalığı.

Ara bilançoda şirketin borca batık olduğu saptanmışsa, yönetim kurulu bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirmek ve şirketin iflasını istemek zorundadır.

Borca batıklık durumunda, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı, şirketin iflas halinde olduğunu Mahkeme önünde ileri sürebilecektir. Ancak, bu beyana “borca batıklık bilançosu” da çıkarılıp eklenmelidir. Yapılacak yargılama sonucunda yetkili ticaret mahkemesince de bu borca batıklık durumu tespit edilirse, mahkemece şirketlerin iflasına karar verilecektir.

Önemle belirtmek gerekir ki, burada mahkemenin iflasa karar vermeme gibi bir takdir yetkisi mevcut değildir.

Şirketin borca batık durumda olmasına – başka bir deyişle teknik iflas halinde olmasına- rağmen doğrudan iflas yoluna başvurmayan yetkililer hakkında ise, İcra ve İflas Kanunu’nun 345/a maddesinde cezai müeyyide öngörülmüştür. Söz konusu madde;

İdare ve temsil ile görevlendirilmiş kimseler veya tasfiye memurları, 179 uncu maddeye göre şirketin mevcudunun borçlarını karşılamadığını bildirerek şirketin iflasını istemezlerse, alacaklılardan birinin şikâyeti üzerine, on günden üç aya

kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

hükmünü içermektedir.

Bu suçun faili olabilecek olan “idare ve temsil ile görevlendirilmiş olan kişiler” ise, daha önce de belirtildiği üzere, anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde ise müdür/müdürler kuruludur.

Ancak, belirtmek gerekir ki, doğrudan iflas talebini, sermaye şirketini “idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler”, “şirket tasfiye halinde ise tasfiye memurları” veya bir “alacaklı” ileri sürebilir.  Bu bağlamda TTK m.376 ile İİK m.179 arasında bir uyumsuzluk bulunmaktadır. Zira TTK m.376’ya göre iflas talebini “yönetim kurulu” isteyebildiği halde, İİK m.179’a göre “idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler” isteyebilmektedir. Normal olarak; iflas talebi, şirket adına yönetim kurulu aracılığı ile ileri sürülür. Yönetim kurulunun bu yetkisi başka herhangi bir organın tasdikine tabi değildir. Şirketi temsil ile görevlendirilmiş yönetim kurulu üyelerinin münferiden böyle bir yetkisi bulunmamaktadır.

Saygılarımızla,

Av. Çağrı Yılmaz – Av. Fırat Tartan

Yılmaz&Tartan Hukuk Bürosu